Hristiyanlar

Yahudilerle (Şİİ) Râfızîler’in Benzer Yönleri Nelerdir?

May 10, 2011
Comments off
1.153 Views

“Bu Râfızîlerin fitnesi; Yahudilerin fit-nesidir. Yahudiler: “Krallığa ancak Dâvûd’un soyu lâyıktır” derlerken Râfızîler de: “İmamlık ancak Ali evladına lâyıktır” diyorlar.

Yahudiler: “Mesih Deccal ve kılıç inene kadar Allah yolunda cihâd yoktur” derken,

Şii/Râfızîler: “Mehdî gelip bir münâdî semâdan sesleninceye kadar, Allah yolunda cihâd yok-tur” diyorlar. Bu sebeble Kafirlerle savaşmıyorlar.

Yahudiler, namazı yıldızlar görününceye kadar erteliyor, Râfızîler de akşam namazını yıldızlar çıkıncaya kadar geciktiriyorlar. Hadis-i şerîf’te ise şöyle buyrulur: “Ümmetim iftarda acele ettikleri ve akşam nama-zını yıldızlar görününceye kadar erte-lemedikleri sürece, fıtrat üzere kalmaya devam edeceklerdir.”[1] Yahudiler Tevrat’ı tahrif ettiler, Râfızîler de Kur’an’ı tahrif ettiler.

Yahudiler mestlere mesh etmezler, Râfı-zîler de mestlere mesh etmezler. Yahudiler “O bizim meleklerden düşmanımızdır” diyerek Cebrail aleyhisselam’a düşmanlık ederler, Râ-fızîler de Cebrail vahyi Muhammed’e getir-mekle hata etti derler.[2]
Râfızîler, aynı şekilde Hıristiyanların da bazı hasletlerine uyum göstermektedirler. Hı-ristiyanlar, kadınlarına Mehir ödemez, meta olarak faydalanırlar. Râfızîler de aynı şekilde mut’a nikâhını helâl sayarak böyle evlenirler.

Yahudi ve Hıristiyanlar, iki haslet ile Râfı-zîlerden üstündürler: Yahudilere sizin dîni-nizin en hayırlısı kimdir? Diye sorulunca “Mû-sâ’nın ashâbı” derler. Hıristiyanlar da dinle-rinin en hayırlısı sorulduğu zaman “İsa’nın havârileridir” derler. Râfızîlere: “Dîninizin en şerlileri kimdir?” diye sorsalar: “Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’in ashâbıdır” derler.[3]

Şeyh Abdullah el-Cumeylî, Bezlu’l-Mec-hûd Fî Muşâbeheti’r-Râfiza Li’l Yehûd adlı kitabında, Râfızîlerin kendilerinden başkalarını tekfir edip kanlarını ve mallarını mubah saymada Yahudilere benzediklerini zikretmiş-tir.

Diyor ki: Yahudiler insanları; “Yahudiler ve diğer milletler” olarak taksim ederler. Yahudiler yalnızca kendilerinin mümin oldu-ğuna inanırlar. Diğer milletler ise onlara göre Allah’ı bilmeyen putperest kâfirlerdir.

Tal-mud’da şöyle gelir; “Yahudiler dışında herkes putperesttir.” Hahamların öğrettikleri de buna mutabıktır. Hatta İsa aleyhisselam bile onların tekfirlerinden kurtulamamıştır. Nitekim Tal-mud’da Mesih aleyhisselam hakkında “Allah’ı tanımayan kâfirdir” şeklinde geçer.

Râfızîler de yalnızca kendilerinin mü’min olduklarına inanırlar. Kendileri dışındaki Müslümanları mürted kâfirler olarak, İslam’dan nasîbi ol-mayan kimseler olarak görürler. Râfızîlerin Müslümanları tekfir etmelerinin sebebi ise, kendilerinin i’tikâd ettiği “Velâyet”i kabul et-meyi İslam’ın bir rüknü olarak kabul etmele-ridir. Velâyeti kabul etmeyen kimse, Râfızîlere göre; iki şehâdet kelimesini söylemeyen veya İslam’ın beş şartını inkâr eden kimse gibi kâ-firdir. Hatta velâyet onlara göre İslam’ın diğer şartlarından da önceliklidir.

Nitekim el-Burâkî, Ebû Abdillah aleyhisselam’dan şöyle dediğini nakleder: “Bizim Şîamız dışında İbrahim’in dîninde olan hiç kimse yoktur. Diğer insanlar bundan uzaktır.” Kummî’nin Tef-sir’inde de Ebû Abdillah’tan naklen şöyle denilir: “Kıyâmet gününe kadar bizim dışımız-da İslam milleti/dîni üzere olan yoktur.”[4]

[1] İmam Ahmed (4/147, 5/417, 422) Ebû Dâvûd (418) İbn Mâce (689) Zevâid’de: İsnâdı hasendir, denildi.
[2] Gurrabiye denilen şiî fırkası, Cibril aleyhisselam’ın vahyi Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem’e getirmekle hainlik ettiğini, bu risalete Ali radıyallahu anh’ın daha hak sahibi olduğunu iddia ederler. Bu yüzden: “el-Emîn Haydarın hakkını alıkoymakla hain oldu” derler. Gördün mü ey Müslüman kardeşim! Cibril aleyhisselam’ı nasıl da ihânetle suçluyorlar! Halbuki Allah subhanehu ve teâlâ onu güvenilirlik ile vasıflandırmıştır: “Onu Rûhu’l-Emîn (Cebrâil) indirdi.” (Şuara,193) Ve “O orada sayılan, güvenilen (bir elçi) dir.” (Tekvir, 21) Bazı Râfızîlerin îmân ettiği bu inançlara sen ne dersin ey Müslüman kardeşim?!
[3] İbn Teymiyye, Minhâcu’s-Sunne (1/24)
[4] Abdullah el-Cumeylî; Bezlu’l-Mechûd Fî Muşâbehe-ti’r-Râfiza Li’l-Yehûd (2/559, 568)

Comments are closed.